İŞ HAYATINDA KİBİRLİ İNSANLAR

Kibir

Hatırlarsanız size ÜCRET BEKLENTİM yazımda iş hayatında kibir ile ilgili bir cümle yazmış ve uzun bir konu olduğunu paylaşmıştım. Eğer siz de ofisinizde “Bu konuyu sadece ben bilirim.” tadında davranan, “Hata yapmam yaparsam da hata değildir.” diyen, “Beni zamanla tanırsın, ben böyle böyle yapar, böyle böyle davranırım” diye önden ayar vermeye çalışan, her konuşmasında her mailinde rica eden, ast-üst fark etmeksizin herkes ile üst perdeden konuşan/konuşmaya çalışan vb. kişilerle pek sık karşılaşıyorsanız ofisinizdeki bu insanları kibirli olarak tarif edebilirsiniz.

İsterseniz önce “Kibir” kelimesinin anlamına bakalım. TDK’da kibir, “kendini beğenme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme, benlik, gurur” olarak geçiyor. Jack & Suzy Welch “Gerçek Hayatta MBA” kitabında bu insanları iş hayatı hırsızları olarak, John Townsend ve Henry Cloud ise “Sınırlar” kitabında sınırları bilmeyen, sınırlara giren kişiler olarak tanımlıyor. Ekşi Sözlük tanımlarına girmeyeyim ama burayı da okuyun derim. Ben ise hepsine hemfikirim! Çok güzel! E, peki ne yapmalıyız? Nasıl davranmalıyız? “Amaan” deyip kenara mı atmalıyız?”, “Yönetim toplantısında ağzının payını vereceğim.” diyerek intikam mı gütmeliyiz? Ya da “Benim sinirimi bozamaz.” deyip halının altına mı süpürmeliyiz?

Şimdi bunu açıklamadan önce konuyu genele çekmek istiyorum. Bu tarz insanlarla karşılaşıyorsanız ve size bireysel olarak belirli hareketler yaptığını veya yanınızdaki arkadaşına böyle davrandığını görüp içinizde bir öfke beliriyorsa, bu insanları siz hayatınıza çekiyorsunuz ve geçmişten kalma sınırlarınız ile ilgili problemlerinizi hala taşıyorsunuz demektir. (Öfkelenmemizin nedeni ise samimi ve güven duyulan bir ortam içerisinde görmüş olduğunuz davranışın karşısında vereceğiniz tepkinin/davranışın daha farklı olmasından kaynaklıdır.) Bu nedenle ne yapacağınızdan önce sorunu aslında kendinizde aramanız ve sorunun sizde olduğunu kabullenmeniz önemli. Bundan sonraki aşama biraz çerçevenizi oluşturmak ile ilgili. Jack Welch kitabında özetle direkt cevabını verin ve çekinmeyin diyor. Sınırlar kitabı da aslında cevabınızı verme üzerine kurulu. Sadece nedenlerini, yöntemini epey derinden açıklıyor.

Geri dönüyorum: Sizinle kibirli bir insan muhatap oluyorsa ve davranış/söylem şekli sizi rahatsız ediyorsa, kendi çerçevenizi yani kendi kimliğinizi oluşturmalısınız. Bu; hoşlanmadığınızı belirterek olur, araya mesafe koyup fiziksel uzaklığınızı arttırarak olur, kendisine böyle davrandığı durumda sizin nasıl davranacağınızı aktararak olur. Seçim tamamıyla size kalmış aslında. Şöyle örnek vereyim: Yakın bir arkadaşınız kibrinden ölüyorsa, fiziksel uzaklık faydalı olabilir, yeni bir işe başladıysanız ve size ayar vermeye çalışan bir birim arkadaşınız varsa bu davranışların karşılığında sizin nasıl davranacağınızı anlatmanız öne çıkabilir ya da yıllardır arkadaşınız/patronunuz/iş arkadaşınız tarafından aynı hareketlere maruz kalıyor ve söylemiyorsanız hoşlanmadığınızı söylemek bile akılda kalıcı olacaktır. Sonuçta bu yazıyı buralara kadar okuduysanız, aklınıza üç-beş isim geldiyse bir aksiyon almanın zamanı da gelmiş demektir. Çerçevenizi oluştururken daha doğrusu kendinizi ifade ederken zorlanabilirsiniz, yadırgamayın! Kendinizi suçlu hissetmeyin, “Şundan dolayı şöyle oldu, bundan böyle diyorum.” gibi cümle kalıplarına geçmeyin. Enerjinizi tamamıyla kişiyi daha güçlendirmek için harcamış olursunuz. Söyleyeceğiniz cümlelerin devamında da başka bir ifade veya davranış kalıbı gelişebilir ve bu ilk zamanlarda olumlu olmayabilir. Bu da normal! Sakin kalmak en önemlisidir. Öncelikle değişmeye ve bu tarz davranışları kabul etmeyeceğinize kendiniz inanın. Kaldığınız tutumun karşısında bundan sonra nasıl davranacağınızı ifade etmek en etkilisi ve en zorudur. Eğer ifade etmeye hazır olmadığınızı düşünüyor ancak harekete geçmek istiyorsanız destek alın, mesela diğerleri ile aynı fikirde olduğunuz bir arkadaş ortamında kişiyi “rencide etmeden” dile getirin, bazı kimseler için bu çocukluktan kalma bir izdir, profesyonel veya değil destek alarak ilerlemek gerekebilir.

Ben günde minimum 9-10 saatimi geçirdiğim bir işyerinde sevdiğim işi yapmayı ve uyum içinde çalışmayı tercih ederim. Bu nedenle genelde bu tarz insanların varlığından hep rahatsız olmuşumdur. Çünkü günümün yarısını geçirdiğim bir yerde rekabeti, hırsı, benmerkezci tavırları rahatsız edici bulurum. Ancak insanlar çeşit çeşit, değil mi? Maalesef bazen seçme şansınız olmuyor. Ama hayatınızı etkilemesini istemiyorsanız ve göz ardı edebileceğiniz bir pozisyonda değilseniz çerçevenizi net bir şekilde oluşturmanız gerekiyor. Bana birkaç kitap ve hayat tecrübesi 🙂 çok faydalı oldu. Eğer siz de daha fazlasına ihtiyaç duyarsanız “Sınırlar” kitabını mutlaka okuyun derim.

Bol “değer”li günler,

Merve

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s