İK’NIN GELECEĞİ ve ÇALIŞAN DEĞERİ

heart_love_jobBelki bir kısmınız biliyordur, ben Ankara’da yaşıyorum. Haliyle burada olan her etkinlik, her hareket, her yaşam daha çok ilgimi çekiyor. Mesela uzun süredir buradan detayına ulaşabileceğiniz Kadir Köymen ve hikayesini takip ediyorum. Bahsedeyim hemen: Zekasını heba etmemiş, hayalinin peşinden gitmiş, insana da değer vermiş birisi kendisi. Durum özetle bu. Yani benim gözümde özetle bu. 🙂 Nereden mi çıkardım? Birincisi kendisi makine mühendisliği/işletme mezunu, şu an geçimini yurtdışına kamera sistemlerine yönelik parçalar satarak sağlıyor. İkincisi ise ben bunu tek başıma yaptım demiyor ve ekibini her fırsatta öne çıkarıyor. Üçüncüsü ise kendi kendinin “İK”sını yapıyor.

Aslında benim için önemli olan kısım burada. Sonuçta her şeyi insan kaynaklarına adapte etmeyecek miyim? Benim de mesleğim, benim de sevdiğim bu değil mi? O zaman… 🙂

Şimdi Edelkrone’da İnsan Kaynakları nasıl yok ama var ona bakalım: Öncelikle Edelkrone kazandığı her kuruşu (her kuruş olmasa bile ciddi bir bütçesini) “Tomorrow Ofis” adını verdiği AR- GE merkezine yatırıyor. Gayrimenkul değil bu. Bu, beyin takımı demek. Eğitim, ekipman, masa, sandalye, iş… Ne ararsanız var bu yatırımda. Sonra, yapılacak her şey için bir liste var. Buna çöp dökmek, market alışverişi yapmak dahil. İsteyen istediği işi seçiyor. Yani görev tanımları hep güncel. Başka? Mesela bir çalışanı işe almaya tüm ekip karar veriyor. Bence İnsan Kaynaklarında en zor fonksiyon hangisi derseniz seçme ve yerleştirme derim. Edelkrone bu sorumluluk ve kararı paylaşmış. Yani bir taşla hem işe alım yapıyorlar hem de en başından sorumluluk ve karar bilinci aşılanarak potansiyele öncülük ediyorlar. Kaç kuş vurdu? Ücretler de içeride çalışan herkesin kararına bağlı. Çünkü işe aldıkları her kişi için ortak havuzdan ücreti çıkartılıyor. Hop, bu da tamam. Çalışan memnuniyeti, performans değerlendirme, iç iletişim ve liderliğe gelelim. Herkes bir fikir üretiyor. Ekip toplanıyor, “Yapar mıyız?”, “Yapamaz mıyız?”, “Beğendik mi?”, “Beğenmedik mi?”, “Ay, o ne biçim prototip.” falan tartışıyorlar. En beğenilen fikrin sahibi projeyi gerçekleştirecek direktör oluyor. Ekibi de (sanırım) kendisi seçiyor. Ayrıca İzin yok, form yok, mazeret yok. Gelmiyorum demek yeterli. Kalanı söylemek kişinin kendisine kalmış.

İşte İK yok ama var dediğim bu. Organizasyon şeması ve görev tanımları sürekli güncel. Sana dayatılan görevi değil, istediğin işi seçiyorsun. Çalışma arkadaşın senin sayende yanında, patron imzasıyla değil. Ücretini sen belirliyorsun çünkü sana ayrılan havuzdan paylaşmayı öğreniyorsun. Başarılı olan herkes ödüllendiriliyor. Üretiyorsun, üretirken bir arada çalışmayı, iletişim kurmayı öğreniyorsun. Her hafta yaptığın fikir toplantılarında memnuniyeti görüyorsun. Fikrini öne sürerken kendine güvenmeyi ve münazara yetkini arttırıyorsun. Bir gün fikrinin beğenileceğini ve direktör olacağını biliyorsun. Ve kim bilir daha neler… 🙂

Edelkrone, burnumun dibinde tepkisiz kalamadığım güzel bir örnek. Hatta bence bunu iki farklı pencereden konuşmalıyız. Birinci pencere “İK nereye gidiyor?” kısmı… Kadir Köymen ve ekibi yukarıda yazdıklarımı yapıyorsa aslında benim İK üzerine kurduğum geleceğim kayboluyor demektir. Oturup, ellerimizin arasına kafamızı koyup düşünmemiz lazım o zaman. Birkaç hafta önce Anıl Güçlü LinkedIn’de SHRM İK yetkinliklerini paylaşırken “Millet neler yapıyor, biz bordro bilmeyene kız vermiyoruz.” demişti. Evet, komik ama maalesef bu Türkiye gerçeği. Hâlbuki çok daha farklı bakmamız lazım. Her birinin ayrı uzmanlık olduğunu görmemiz lazım. Değerlerimize sahip çıkıp şirketimizi uçurmamız lazım vs vs. Oysaki şu an “İK ne iş yapıyor ki?” diye soranlar, bir de oturup İK ile ilgili ilgisiz cevap yazanlar var. Bence mesele bu değil ama öğreneceğimize inanıyorum. Kadir Köymen’in Edelkrone’daki diğer penceresini de söyleyeyim: Çalışan sayısına bakmaksızın “Sen benim her şeyimsin.” diyor. İstediğin görevi yaptırma, takım arkadaşını seçtirme, güzel bir öneriye liderlik ettirme, yurtdışı fuarla ekiple gitme vs. Özetle “Sen benim her şeyimsin, senin benim gözümdeki değerinin bir derecesi yok.” diyor. Unutmayacağımız diğer ve önemli konu bu: Çalışanlarımızın değer derecesi yoktur. Bir Hukuk bürosunda sadece Avukat değildir önemli olan. Avukatı bulan da, ona bilgisayarını alan da, içine ofis programı kuran da, masasını düzelten de, çöpünü boşaltan da vb. herkes önemlidir. Ve bir değer olacaksa bu herkese verilmelidir.

Sonuç olarak; buraya kadar sabırla okuduysanız teşekkür ederim. Tüm maillerim Google, Apple vb. ofislerin çalışan haklarıyla ve ofis şartlarıyla ilgili yazılmış yazılarla dolmuş durumda. “Best Seller”lar Elon Musk, Google, Steve Jobs kitaplarından oluşuyor neredeyse. İş molası gıybetleri artık “Bak gördün mü, bu adamlar bunu da yapıyor.” üzerine kurulu. Bu nedenle lütfen daha çok yazalım. Dün sadece Bursa’daki Türk Ticaret vardı çalışanın kıymetini öne çıkaran, bugün Ankara’da Edelkrone var. (Ben aklıma geleni yazdım, ekleyeceğiniz varsa yoruma yazabilirsiniz.) Yarını daha kalabalık yapmak adına daha çok paylaşmalı, daha çok göstermeliyiz bence. Belki o zaman biraz nefes alıp, kartvizitlerimizden çıkıp değerler ile tanışırız.

Bol “değer”li günler,

Merve

Reklamlar

One thought on “İK’NIN GELECEĞİ ve ÇALIŞAN DEĞERİ

  1. Geri bildirim: İK’NIN GELECEĞİ ve ÇALIŞAN DEĞERİ |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s