UNVAN BİR PİRİNÇ TANESİ…

unvanUnvan sahibi olmak, özellikle Türkiye’de ciddi bir öneme sahip. Hatta bizim uzman olarak isimlendirdiğimiz “başlık”ların altı, diğer ülkelerde yıllar sonra doldurulabiliyor.(AB Projelerinde 50 yaşlarında daha yeni uzmanlık almış insanlar tanıyorum ben!) 20 yaşında “müdür” unvanı ile özgeçmişini hazırlayan adaylara, “Bana para vermeseniz de müdür deyin.” diye haykıran insanlarla görüşmeler yapmaya ya da deneyimleri ücret ile değil unvan ile ödüllendirmeye artık fazlasıyla aşinayız, öyle değil mi? 

Tüm bunları sadece benim minicik iş hayatı tecrübelerim değil araştırmalar da söylüyor. Geçen aylarda Canel’in yazmış olduğu “Maaş o kadar kritik değil, bana unvan verin”  yazısını hatırlayanınız var mı?  Ya da Towers Watson’ın enflasyon oranından kaynaklı olarak çalışanları elde tutmak adına zam yerine unvan dağıtılmasının oldukça fazla olduğunu gösteren araştırmasını gazete İK eklerinde okuyan? O yazı da, bu araştırma da bir Türkiye gerçeği. Ama bence; işin aslına bakarsanız sadece Türkiye ve benzeri ülkelerde değil, tüm dünyada böyle bir süreç söz konusu.

riceexpUnvan takıntısını, Peryön Kongresi’nden de hatırlayacağınız Alain de Botton, “Statü Endişesi” isimli kitabında 5 ana başlık halinde irdelemiş: Sevgisizlik, Snopluk, Beklenti, Metitokrasi ve Güven. Başlıkların detayını ve çözüm önerilerini orta çağın getirmiş olduğu süslü tarih hikayeleri ile beraber kitapta bulabilirsiniz. (Orta çağ deyince, ben de pek sevmem, gözünüz korkmasın oldukça sürükleyici. Kesinlikle kütüphanede ve beynimizde yer alması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.) Ancak kitabı okurken sevgisizlik ve güvensizliğin yaratmış olduğu ortama karşı duyulan endişe en çok dikkatimi çeken noktaydı. Hatta aklıma direkt Japon bilim adamı Dr. Masaru Emato’nun pirinç deneyi geldi: (Üç kavanoz versiyonu da var ama burada bahsedeceğim) iki kavanoz, eşit oranda pirinç taneleri ve üzerinde yazan “seni seviyorum”, “senden nefret ediyorum” notları… Zaten olay da burada filizleniyor: Yukarıda yer alan fotoğraftan da görebileceğiniz gibi; bir süre sonra “Senden nefret ediyorum!” dediğiniz kavanozdaki pirinçler, “Seni seviyorum.” sözcükleriyle beslediğiniz pirinçlere oranla kararmış.

Burada beyaz ve siyahın olduğu bir “yin yang”dan bahsediyorum. İşte iş dünyası, pirinç taneleri ve sevgi&güven ilişkisi de böyle bir denklem. Sevgi ve güvenin olmadığı bir çalışma ortamında kararmış pirinç taneleri ile bir farkımız olmaz, bunu defalarca her fırsatta yazdık, çizdik, konuştuk hatta haykırdık. “İşinizi sevseniz de sevmeseniz de, çalışma arkadaşınızı sevseniz de sevmeseniz de bunu değiştirmek bir adımla başlar.” dedik. Ama unvan sahibi olarak, sevgi ve güvenin artacağını düşünmek en acısı. Kusura bakmayın ama bunun, insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüklerden biri olduğunu düşünüyorum. Size sunulan içi boş statüler, başkalarının gözünde sizi değerli ve sevgi dolu yapıyorsa o kişilerden koşarak kaçın derim ben. Canel yazısında ne güzel demiş Güzel olan, doğru zamanda doğru koşullarda üste tam oturan gömleği giymek.” diye… Size yakışmayan gömleğinizi “Çok güzel olmuş.” diye söyleyen arkadaşınıza ne kadar güvenebileceğinizi ya da onu ne kadar sevebileceğinizi düşünün. İş hayatında “emanet unvan” da böyle bir şey işte…

Bol “değer”li günler,

Merve

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s