“SEVDİĞİN İŞİ YAP, YAPTIĞIN İŞİ SEV” DEMEYİ KESİN ARTIK!

do_what_you_loveBaşlığı aynen aldım. Bu başlık, arkadaşımla buluşmamızdaki sohbet konumuz olmakla birlikte, linkini paylaştığım makalenin de ana fikri. Makale, Miya Tokumitsu tarafından kaleme alınmış, düşünmediğim ya da belki de düşünmek istemediğim bir bakış açısına sahip.

Makalede beni en çok etkileyen konu, “Sevdiğin işi yap, mutluluğun anahtarı orada.” diyen toplumun aslında sevdiği işi yapamayanlara karşı samimiyetsiz bir baskı oluşturduğu. Ben ki; geçmiş yazılarımda da fazlasıyla görürsünüz; sevdiğimiz şeyleri meslek haline getirdiğimizde motivasyonumuzun yüksek olacağını, bir gün bile çalışmış hissetmeyeceğimizi ve daha mutlu bireyler olacağımızı savunurum hep. Çünkü kendi mesleğimi seçtiğimde ve bunun için adım atmaya başladığımda o duygunun ne olduğunu, nasıl şekillendiğini ve şu anda neler yaşadığımı oldukça iyi biliyorum. Burada konu tabiî ki de benim hayatım değil, ben ve İK sadece bir örneğiz. Buradaki konu finans için de, satış için de, mühendislik için de geçerli olan bir konu… Şöyle ki; en büyük hayali makine mühendisi olmak olan bir adamın heyecandan ve/veya yaşadığı son dakika bir aksaklıktan dolayı sınavı kazanamaması ona hayatı boyunca istediği mesleği yaptırmayabiliyor, öyle değil mi?

Bu açıdan bakınca biraz sarsıldım diyebilirim. Size bahsetmiş olduğum makalede de benzer noktalara değiniyor. Mesela makalede yer alan en popüler örnek Steve Jobs. Jobs’ın Stanford Üniversitesi’nin 2005 yılındaki mezuniyet töreninde “Neyi sevdiğinizi bulun ve onu yapın. O zaman hep mutlu olursun.”a odaklı konuşması, Apple ofislerine/görevlerine duyulan hayranlığı ön plana çıkartıyor. Ancak Apple cihazlarının (daha az maliyetli olması açısından 3. Dünya ülkelerinde yer alan) üretim fabrikalarında çalışanların koşullarından ya da temiz ve bakımlı Apple ofislerinin nasıl sağlanıldığından bahsedilmiyor. Miya Tokumitsu, Jobs’ın bu konuşmasını zararsız ve değerli gibi gözükse de narsizm olarak nitelendirmiş ve bunun insanlar arasında istemsiz de olsa bir ayrıma yol açtığını belirtmiş. Herhangi bir CEO’nun önüne gelen yemeğin hazırlanması, çöp tenekesinin boşaltılması, kullandığı fotokopi makinesinin tonerinin bittikçe yerine yenisinin takılması da bir iş ve bu sadece bir CEO için değil, tüm pozisyonlar için aynı aşamalara sahip bir durum. Bu nedenle “Birilerine sevdiğiniz işi yap demeyi empoze ederseniz, tuvaleti temizleyen adam oradan koşarak kaçar!” diyor Miya Tokumitsu. Güzel mantık. Makalede geçen diğer benzer örnek de Amerikan toplumundaki düşük burslu doktoralılar. “Haftada 50–60 saat çalışarak barmenlerin ücretini veya daha azını alan biriyim, yaptığım işi seviyorum dememi nasıl beklersiniz?” cümlesi makalenin güzel örneklerinden biriydi.  Bence bizde de güzel bir “Buse Terim örneği” var. Buse Terim, bildiğim kadarıyla 20li yaşların başında hayalindeki işi yapıyor. Neden acaba? Buse Terim (Apple ofisinde de olsa) temizlik işlerinde çalışan bir aileye sahip olsaydı yani maddi koşulları yeterince sağlayamamış olsaydı, hayallerinin ne kadarını gerçekleştirebilirdi? Ya da ne kadarını bu kadar kısa bir sürede yapabilirdi?

Şöyle bir bakarsak; Steve, Buse, ben, Ahmet, Ayşe hayalleri gerçekleştirme/sevdiğimiz şeylerle ilgilenme konusunda şanslıydık belki de… Ama mühendis olmak isteyen ancak olamayan ya da doktora yapmak isteyen ancak farklı bir işte çalışmak zorunda kalan birinin Jobs’ın ve/veya “sevdiğin işi yap” diyenlerin yarattığı diğer sınıfta konumlandırılıyor olması çok çirkin geldi bana. Mutlu olmanın yollarını tavsiye ederken, hem mutsuzluğu tetiklemek hem de bilinçsizce de olsa bir sınıflandırmaya yol açmak ne acı!

 Miya Tokumitsu, makalesinde “sevdiğin işi yap” mantığının bir sosyoekonomik gösterge ve ekonomisi düzgün olan ülke/ toplum/aile/bireyler için geçerli bir durum olduğunu ve bunu ne kadar fazla telaffuz edersek o kadar fazla işçi karşıtı bir idelojiyi empoze ettiğimizi belirtmiş, ayrıca belirli görevler dışında diğer tüm işleri değersizleştirip kişileri daha mutsuz bir hayata yönlendirdiğimizi dile getirmiş. Bir diğer can alıcı not da “Siz ne kadar ücret verirseniz verin kimse lavaboları temizlemeyi hobi olarak görmez, maddi sorumluluklar nedeni ile bu işi yapıyordur.” diye haykırması. Bunu da güzel bir bakış açısı olarak yorumlamak istiyorum.

Peki, “sevdiğin işi yap” mantığının ekonomik göstergelere bağlı olarak değiştiğini kabul ettik diyelim, sonrası? Miya Tokumitsu’nun makalesi sonuca doğru ilerlerken “Kim kendini çalışmıyor gibi hissederek fayda sağlamıştır?”,” Neden çalışanlar kendini çalışmıyor gibi hissetmelidir?” gibi sorular yöneltiyor bize. Kendisi sevdiğimiz işi yapmamız gerektiğini baskılayan bir toplum içerisinde mutsuz bireylerin sayısını arttırmamak için, ister sevelim ister sevmeyelim, yaptığımız işi iş olarak kabul etmemiz gerektiğini, işe konulan sınırlamalar ile ailemize ve kendimize zaman ayırabilecek yan haklar/insani koşullar talep edebileceğimizi dile getirmiş. Başta biraz karışık geldi ancak çeşitli örneklerle yapılmış açıklamalar ve istediği alanda çalışma imkanı bulamayan arkadaşımın “Bunu okuduktan sonra üzerimden büyük bir yük kalktı.” demesi ana fikri anlamamı daha net sağlayabildi.

Belirli noktalarda tabiî ki fikir ayrılıklarım var ancak mantığı farklı ve güzel buldum ben, bu nedenle okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Bol “değer”li günler,

Merve

Reklamlar

2 thoughts on ““SEVDİĞİN İŞİ YAP, YAPTIĞIN İŞİ SEV” DEMEYİ KESİN ARTIK!

  1. Geri bildirim: “SEVDİĞİN İŞİ YAP, YAPTIĞIN İŞİ SEV” DEMEYİ KESİN ARTIK! | üstü açık monologlar dükkanı...

  2. Geri bildirim: ARABESK ROLLERDEN KURTULMAYA NE DERSİNİZ? |

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s