“KADIN”, “BAYAN”, “HANIM” YA DA HER KİMSEK…

kadın1Bu bir İK bloğu. Son üç yılda yazdığım her şey insan kaynakları içerikli. İnsan kaynakları alanında da ağırlıklı çalışan profili kadın olduğu için bahsetmeden geçemedim. 

8 Mart’ta Dünya Kadınlar Günü’müzü kutladık. Kimimiz çiçekler aldı, kimimiz şirket kadın çalışanlarına hediye verdi, Rusya’da 2,5 – 3 gün tatilmiş mesela, kimi firmalar bize kitap, dergi gönderdi vs. vs. 9 Mart’tan itibaren de kalan 364 günümüzü yaşamaya başladık. En değerli, en kıymetli varlıklardan sadece kendi dünyasında kavrulan, işini yetiştirmeye çalışan, evde çocuğunun ödevine yardım eden, kocasına “kadın”lık görevini yapmaya çalışan “insan” halimize geri döndük.

Özellikle bu sene daha bir ilgimi çekti Kadınlar Günü, yapılan ayrımcılıklar… Belki daha bilinçlendim, bilmiyorum. Ya da çok fazla yazı, yazar, makale, konu karşıma çıktı. Serdar Devrim bile bugünkü Hürriyet İK’da yazmış: Fransa’da 1946 yılına kadar kadın çalışanlara %10 daha az ücret ödenmesi yasalmış. Aynı işi yapsak dahi keskin çizgilerle ayrımcılığa kurban gitmişiz resmen. “Berlin Duvarı yıkılır, bu duruş yıkılmaz.” diye bitirmiş yazısını da. Günlerdir güzel bir kadın bedeninden vazgeçip erkek olmak için yola çıkan bir oyuncuyu okumadık mı? Şaşırdık, bilip bilmeden empatisiz yorumlar yaptık ya da yapıldı, öyle değil mi? Temizliği ya da yemek yapmayı sevmediği için “ne biçim kadınsın sen ya.” cümlesini kullanan erkek arkadaşlara / kocalara sahip insanlar biliyorum ben. Az önce de Can Dündar’ın “Kadın mı, Hanım mı, Bayan mı?” tartışması ile ilgili yazısını okudum. Kimiz biz: kadın mıyız, hanım mıyız, bayan mıyız? Ha bir de eski eşinin porno sitesinde kendisini gördüğünü ve (bence toplumsal baskı ve eski eş korkusundan) olayı hatırlamadığını iddia eden bir kadının haberini okudum. Bu arada eşin porno sitesine girip izlemesi hakkında yorum bile yok. Ben de yorum yapmıyorum.

kadın2Tüm bunların hepsi sosyal hayattaki “modern toplum ile geleneksel toplum” arasında sıkışıp kalmış tanımların bize yansımaları işte. Değişiyoruz ama bana göre sosyal olarak yavaş değişiyoruz. Sanki iş hayatındaki değişimleri daha hızlı kabulleniyoruz ya da kabullenmek zorunda kalıyoruz. Çünkü değişmezsen verim alamazsın, verim alamazsan para kazanamazsın. Mantık bu. Peki, bu mantıktan bile yola çıksak, neden “kadın”, “bayan”, “hanım” ya da her kimsek, kalıplara sokulmaya çalışıyoruz? Bir kadın yazısı yazdım resmen farkındayım 🙂 ama iş hayatında kadınlara baskı, taciz (psikolojik veya fiziksel) vs. erkek çalışanların karşılaştıklarına oranla daha fazla değil mi?

Çoğu işveren ev işi yapmak zorunda olduğu, hamile kalma ve işe ara verebilme durumu olduğu için kadınlara şans tanımıyor bile. Ya da işe profesyonel değil duygusal baktığımıza inananlar var. Bence başarma yetimizden dolayı biraz korkuluyoruz gibi geliyor ;). Şaka bir yana size iş yerindeki arkadaşımı anlatayım: Kendisi şu an sevimli bir hamile. Geceleri uyuyamadığı halde tüm gün işine canla başla sarılan, bu süreçte de hiçbir zaman “ben hamileyim nazı”nı yapmayan biri. Hatta bu hafta da kendi isteği ile işe gelecek, yasal zorunluluğu yok. Duygularını ön plana taşıyarak çalışmış olsaydı, bu seneki Kadınlar Günü’nden itibaren tatiline başlayacaktı. Duygusal değil profesyonel davrandı, çünkü o ne kadar geç aramızdan ayrılırsa benim o kadar az sıkışacağımı, daha az mesai yapıp kafa patlatacağımı biliyordu. Bu kadar düşünceli bir “varlık”tan bahsediyorum. Ayrımcılıksa bu, hangi erkek iş arkadaşına böyle bir rahatlık sağlardı, sormak istiyorum.

Arnavut kaldırım esprisini çoğumuz bilir: Kesinlikle erkek icadı olduğunu düşünürüz, çünkü topuklu ayakkabılarla yürünebilecek bir yapısı yok. Biz bunu başaran “varlık”lar olarak neden daha fazlasını başaramayalım? Aslında kadın – erkek fark etmeksizin hepimiz neden yeteneklerimize ve keyiflerimize göre iş paylaşımında bulunup işi sonuca bağlamayalım? Ya da asıl soruyu şu şekilde sormak lazım: Daha fazla başarabildiğimiz halde neden ayrımcılık yapalım?

Yazımı kadın yöneticilere özel olarak tasarlanmış olan Kadın Liderlik Programı – Executive Women ile kapatacağım. İş dünyasında kadın yönetici sayımızın az olması nedeni ile eksikliğimizi kapatmaya yönelik başarılı bir çalışma olacağını düşünüyorum. Ayrıca bildiğim kadarıyla da ithal edilen bir program değil. İlk modülü 5-7 Nisan tarihleri arasında Saklıköy Country Club’da gerçekleşecek olan program ile ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Bol “değer”li günler,

Merve

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s