HAFTA SONUNU SEVMEYEN ADAM

Hafta sonunun üç gün olmasını dileyip, iki günde bile zamanını nasıl geçirdiğini anlamayanlar var aramızda. Bazıları da pazartesi günü gelsin diye can atar hatta. “Siz de böyle misiniz?” diye sormak istedim ben de… Hadi hadi, çekinmeyin ben de elimi kaldırdım “hafta sonunu sevmeyen adamlar” grubunda. Hem de ilk sıradayım eminim;). Peki, kimiz biz? Ya da neden hafta sonlarını sevmiyoruz? Sevmek için bir şeyler yapmak gerekiyor mu? Gerekiyorsa neler yapmalıyız? Ve diğer envai çeşit sorunun cevapları ;). İsterseniz bugün de buna bakalım biraz…

Hatırlarsanız size önceki yazılarımdan birinde “Çalışma(ma)nın Keyfi”ni tanıtmıştım. Şu an bu kitabı okuyorum. Aslında biraz işsiz kalmışlara ve emeklilere yönelik yazılmış olan bir içeriğe sahip, ama ara ara da hafta içi çok yoğun çalışan ve hafta sonu da yapacak herhangi bir etkinlik bulamayıp çalışmaya meyilli / odaklı profillerden bahsediyor.

Şöyle genel olarak baktığımızda çalışmak güzel şey… Hele ki yaptığınız işi seviyorsanız, ürettiğiniz çıktılardan siz ve yöneticileriniz memnunsa, ben hala çalışmanın dünyanın en keyifli etkinliği olduğunu savunuyorum. Ancak gerçek hayata dönersek eğer, yaptığımız şey sağlıksız bir yaşamı da beraberinde getiriyormuş. Sağlıksızlık derken burada kastedilen fiziksel bir engel değil, ileri dönemlerde yaşama ihtimalimizin yüksek olduğu ruhsal engel. Çünkü o kadar çok “çalışmak” üzerine yoğunlaşıyoruz ki bir konu / resim / makale / kitap / insan vb. üzerinde fazlasıyla yoğunlaşamıyor, anın keyfini ya da sohbetin tadını alamıyoruz. Hafta sonunu sevmeyen kişiler genelde dikkat eksikliği konusunda problem yaşayan / yaşayacak olan kişiler olarak ifade ediliyor. Mini durumlardan alınamayan mutluluk ise bizi doyumsuz ve demotive bir yaşama sürüklüyor. İşte işin acı ama gerçek tarafı da bu…

“Neler yapabiliriz?” sorusunun cevabına gelince kitap, bizi mevcut işimizi bırakmaya, düzensiz gelir sağlamaya hatta hiç gelirinin olmamasına kadar ilerletmiş :). Farkındayım, bu nedenle bu kısım üzerinde çok durmayacağım. Sadece katıldığım belirli noktalar var, onları sizlerle paylaşmak istiyorum. Mesela kendini dinleme bunlardan biri. Başka konular üzerine o kadar fazla yoğunlaşıyoruz ki iş kendimizi geliştirme, düşüncelerimizi dinleme kısmına gelince dikkatimiz dağılıyor. Bu nedenle ara ara kendimizi sorgulamalı, neredeydik, ne olduk, ne olmalıyız sorularını kendimize sormalıyız. Diğer katıldığım nokta lüks tutkumuzla baş etmekle ilgili. Peryön 20. İnsan Yönetimi Kongresi’nde Sani Şener sunumu sırasında lüksü hayatlarından çıkarttıklarını bu sayede daha mutlu olduklarından bahsetmişti. Bu kitapta da benzer cümlelerle karşılaştım. Lüks ile mutluluk ters orantılı bir denklem! Dünya artık bunu haykırıyor, bence biz de unutmayalım. Yalnız dikkatinizi çekmek isterim, bahsettiğim şey “Akıllı telefonlar ya da şık arabaları kenarda bırakın, yürüyün ve arkadaşlarınızla mektuplaşarak buluşun.”mantığı değil. Tüm bunların hepsi gelişen dünyanın hayatımızı kolaylaştırma amaçlı bize sunduğu fırsatlar. Sadece maddelere bağlı kalmayın demek istiyor kitap. Bu sayede etrafınızdaki detayları fark edebilir, size ilk bakışta kusur olarak görünenleri bir kez daha, daha dikkatli baktığınızda sevebilirsiniz. En son ve bence en önemli paylaşımım da iş – özel hayat dengesi ile ilgili. Kitap iş- özel hayat dengesini aktarırken birkaç emekli olmuş kişi örneği paylaşmıştı. Örneklerin geneli emekli olduktan sonra gelen boşluktan dolayı mutsuz. Mutlu olanlar ise hayatı boyunca iş – özel hayat dengesini oturtabilmiş kişiler. Yani “mutlu kişi” emekli olmadan önce hafta sonu katıldığı maket uçak, dans vb. kurslarını ya da kısa seyahatlerini emekli olduktan sonra daha geniş bir zamana yaymış, hayatının her evresinde işi dışında farklı bir ilgi alanı olmuş ya da yeni bir ilgi alanı yaratmış olan kişi olarak yorumlanıyor.

Sizi bilmem ama ben bu tanımları sevdim. Gerçekten beynimizin ve işimizin doluluğu hayatımızı da yoğunlaştırıyor. Derin nefes almayı bile unuttuğumuza inanıyorum ben. Daha derin bir nefes için hepimizin bildiği birkaç detayı tekrar paylaşmak istedim bu yazımda da. Umarım keyif almışsınızdır 😉

Bol “değer”li günler

Merve

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s