İŞ HAYATI BAKTERİLERİ

Çok çalışkanlar var aramızda, hep görmüşüzdür… Çok da tembeller var aynı zamanda… Tüm yolları deneyip size işi yıkmak isterler. Kimisi profesyoneldir kimisi ise hala amatör… Ancak bazıları vardır ki çok çalışkan görünüp aslında hiçbir işe yardım etmezler… İşte bence en zor çalışma arkadaşı veya ekip üyesi modeli budur. Yorar insanı, hem maddi olarak hem de manevi olarak. Gelin bu hafta da bu zor modellere uzanalım biraz…

İşinizi ve işyerinizi seviyorsanız çalışmak size asla fazla bir yükmüş hissi vermez. Her sabah uyandığınızda ayaklarınız geri geri de gitmez. Çünkü motivasyon kaynağınızı haftada minimum 45 saat elde ediyorsunuzdur ve bu durum sosyal yaşamınıza da yansır. Böyle bir şeydir “mutlu çalışan olmak”. Çok da güzeldir. Ama iş hayatı bu. Her zaman pürüzsüz olacak diye bir kural yok. Bazen pürüzler iş nedeni ile ortaya çıkar bazen de çalışma arkadaşları nedeni ile. Özellikle yardım ediyormuş/çok çalışıyormuş gibi görünüp aslında öyle olmayan başarı taklitçileri en çok demotive eden konular arasındadır.

“Nasıldır bu taklitçiler peki?” diye sorarsak: Genellikle asık suratla işe gelir, etrafıyla ilgilenmez ve hızlı yürür. (Bu tanımlamalar bir tweetten alıntıdır.) Jason Alexander’a (Seinfeld’deki George Costanza) göre ise; elinde sürekli dokümanlar ile gezmek, masadan kalkmamak, çalışma masasını kalabalık tutmak, sabırsız ve huzursuz davranmak, işten geç çıkmak gibi belirtileri mevcuttur. Ben bir de çok işi olduğuna dair şikayet edenler ve dalgın olanlar ile karşılaştım. Tanımları birleştirince aslında uyuyor. Sosyal yaşamdaki mutsuzluğunu işi ile bağdaştırıp içsel mutluluğu bulamayan, işini / yerini / maaşını beğenmeyen, hayat negatiflerine odaklanan ve mutlu çalışanları da mutsuzlaştıran iş hayatı bakterisi gibi düşünebiliriz. Çirkin bir tanım oldu aslında farkındayım ama maalesef böyle insanlar var ve bence onları fark ederek zor insanlardan anlaşılabilir insanlara çevirmek hem çalışma arkadaşlarının hem de İK profesyonellerinin bir nevi sorumluluğu. Mevlana da demiyor mu “İyi ile herkes iyidir marifet kötü ile iyi olabilmektir.” diye… Sizin de çevrenizde böyle arkadaşlarınız veya ekip üyeleriniz varsa neden hem onlara hem de kendinize iyilik yapmaya başlamıyorsunuz?

Neler yapabiliriz?” sorusunu kendi kendime sorup, biraz empati yapıp yanıtlamaya çalışacağım şimdi. Bence ilk olarak görev tanımlarının net olması ve rakip kurumlar ile ücret kıyaslamasını bilmesi biraz daha motive edici bir atmosfer yaratabilir. Çünkü bu kişiler “çok yoğun olduğunu, tüm işleri kendisinin yaptığını söylemek ve aldığı ücretin yaptığı işe kıyasla az olduğunu düşünmek” konusunda usta. Bu nedenle sahip olduğu unvanın içeriğinde nelerden sorumlu olduğunu bilmesi olasılıklı bir durum değil, bir zorunluluk olmalı. Bir de elinizde iş değerlemesi gibi bir bilgi veya daha öncesinde yapılmış olan kurumlar arası ücret çalışmaları mevcut ise ilgili kişi ile paylaşmak yapıcı bir tutum olacaktır. Farkındayım İK departmanı açısından biraz tehlikeli konular 😉 ancak o kişinin elinde somut bir veri olması kendi kendine girmiş olduğu rekabet yarışı ve mutsuz yaşantısında, mum ışığında da olsa, bir aydınlanma yaratacaktır. Bir diğer konu yapmış olduğu işi tesadüfen seçmiş ve yıllarca aynı konular üzerinde çalışmış olma ihtimalinin olması. Daha önce de söylediğim gibi sevmeden yapılan iş her zaman gözümüzde büyür. Belki bu durum bu kişi için de geçerli olabilir. Böyle bir durumda, o çalışanın ilgi alanlarını yeniden gözlemleyerek keşfetmek ya da kişilik testleri uygulamak oldukça faydalı olacaktır. Böylece ilgili çalışanı farklı bir departmana yönlendirebilir, sorumluluk alanını çalışanın talebine göre belirleyebilirsiniz. Aslında bu konunun da hassas olabileceğinin farkındayım, hele ki kilit bir birimde çalışan birinden bahsediyorsak. Ancak kurum için total çıktılara bakmalıyız bence. Şöyle ki uzun vadede bir çalışanı kaybetmenin maliyeti ile bir çalışanı doğru işe yerleştirmenin getirisi arasında ciddi bir fark söz konusu. Bizim görevimizin de kuruma değer katabilecek çalışanlar yerleştirmek ve mevcut çalışanların kuruma değer katmasını sağlamak / arttırmak ise bunun denemeye değer olduğu inancındayım. Aklımda şekillenen son durum ise çalışanın sosyal yaşamındaki mutsuzluğunu işine / hayatına yansıtması. Ben bu konuda hepimizin bir insan olduğunu ve saat 18:00’den sonra da farklı bir dünya yaşadığımızı düşünüyorum. O dünya da her zaman iyi gitmeyebiliyor. Bu yüzden biraz anlayış ve hassasiyetin yaşanılan pürüzleri çözmede ilaç gibi geleceğine eminim. 🙂

Bol “değer”li günler

Merve

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s